(adl, kıst)
Türkçe'de kullandığımız adalet sözcüğü karşılığında Kur'an'da "adl" ve "kıst" sözcükleri kullanılmaktadır.
Türevleriyle birlikte 30'dan fazla yerde geçen "adl", Arap dilinde kısaca "eşlik, uyum ve denge" demektir. Adl, muhtelif parçalar ve birimler arasında ölçüsüzlüğe yol açmamanın hüner ve sanatının adı olarak öne çıkarılmaktadır. Örneğin, Kur'an, insan vücudundaki "estetik uyum ve ahengi" bir yaratılış harikası olarak öne çıkarırken adl kökünden bir fiil kullanmaktadır. Burada adl, tanrısal sanatın bir belirişi olarak, insanın Allah'a şükrünü gerektiren bir varoluş nimeti halinde ortaya konuyor ve insandan bunun kıymetini bilip şükrünü eda etmesi isteniyor:
İnfîtar Suresi 7-8. Ayetler
Rabbin ki seni yarattı, düzgün hale koydu, en güzel ölçülerle şekillendirdi. Dilediği herhangi bir biçimde seni oluşturdu. (İnfîtar, 7-8)
Ulûhiyetin en belirgin niteliklerinden biri de adaleti emretmek ve kurallaştırmaktır:
Nahl Suresi 90. Ayet
Şu bir gerçek ki Allah; adaleti, iyi ve güzel davranmayı, akrabaya vermeyi emreder. Tüm pisliklerden/edepsizliklerden, kötülükten, azgınlık-doymazlık ve kıskançlıktan yasaklar. Düşünüp ibret alırsınız ümidiyle size öğüt veriyor. (Nahl, 90)
Tanrısal yaratış ve tasarruf hem isabet hem de adalet yönünden tamdır. Bu aynı zamanda Tanrı'nın, adaletle ilgili olarak peygamberler aracılığıyla ilettiği söylemlerini tamamladığını da ifade etmektedir:
En'am Suresi 115. Ayet
Dengeyi ve ortayolu izleme anlamındaki "i'tidal" de "adl" kökündendir. Kur'an bu kelimeyi çoğunlukla bu anlamda kullanmakla birlikte, Arapça'daki udûl (dönme, sapma, yüz çevirme) mastarından türemiş şekliyle de kullanmaktadır.
En'am Suresi 1. Ayet
Hamt Allah'adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar. (En'am, 1)
En'am Suresi 150. Ayet
Şunu da söyle: "Allah şunu haram etmiştir diye tanıklık edip duran şahitlerinizi getirin." Eğer tanıklık ederlerse sakın onlarla birlikte tanıklık etme! Ayetlerimizi yalanlayanlarla âhirete inanmayanların keyifleri ardınca gitme! Onlar, kendi Rablerine başkalarını denk tutuyorlar. (En'am, 150)
Neml Suresi 60. Ayet
Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size bir su indiren mi hayırlı? Biz o suyla sizin için gözler-gönüller açan bahçeler bitirdik. Sizin, onların bir tek ağacını bitirmeniz mümkün değildi. Allah'ın yanında bir ilah mı var? Hayır! Ama onlar döneklik eden bir topluluktur. (En'am, 150)
Adalet kelimesine kök olan "adl", Kur'an terminolojisinde "zulmün karşıtı olarak her şeyi denge noktasında tutmak ve yerli yerine koymak" anlamındadır. Bunun içindir ki, Allah adalet üzere iş yapar. Hz. Muhammed de adalet üzere olmakla emrolunmuştur.
Nahl Suresi 90. Ayet
Şu bir gerçek ki Allah; adaleti, iyi ve güzel davranmayı, akrabaya vermeyi emreder. Tüm pisliklerden/edepsizliklerden, kötülükten, azgınlık-doymazlık ve kıskançlıktan yasaklar. Düşünüp ibret alırsınız ümidiyle size öğüt veriyor. (Nahl, 90)
Şura Suresi 14-15. Ayetler
Kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık ve azgınlık yüzünden fırkalara bölündüler. Eğer belli bir süreye kadar erteleme sözü Rabbinden gelmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Onların ardından Kitap'a mirasçı olanlar da onun hakkında, işkillendiren bir kuşku içindedirler. İşte bunun için sen çağrıda bulun/dua et ve emrolunduğun gibi dosdoğru yürü. Onların boş arzularına uyma ve şöyle de: "Allah'ın Kitap'tan indirdiğine inandım. Aranızda adaleti sağlamakla emrolundum. Allah'tır, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz. Bizim amellerimiz bize, sizin amellerinizin size. Bizimle sizin aranızda delil yok. Allah bizi biraraya toplayacaktır/aramızı bulacaktır. Dönüş O'nadır." (Şura, 14-15)
Kur'an, müminlerinde her hal ve şartta adaleti korumalarını ister. Allah'a gidişin en değerli azığı adalettir. "İnsanların bize yakınlığı veya uzaklığı, dostluğu veya karşıtlığı, adaletin ugulanışını "savsaklatıcı, erteletici veya ortadan kaldırıcı" olmamalıdır. İnsan, bir konuda konuştuğunda, yakınları aleyhine de olsa adaleti öne çıkarıcı söz söylemelidir.
Mâide Suresi 8. Ayet
Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun! Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun! Bu, takvaya/korunup sakınmaya daha uygundur. Allah'tan sakının. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. (Mâide, 8)
En'am Suresi 125. Ayet
Allah, iyiye ve güzele götürmek istediğinin göğsünü İslam'a açar. Saptırmak dilediğinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliği işte böyle atıverir. (En'am, 125)
Kur'an, "adaletin hem sağlanmasında hem de ispatlanmasında kayıt ve yazıma çok önem vermekte ve bunu defalarca emretmektedir". Eski Türkçe'de noter anlamında kullanılan "kâtib-i âdil" deyimi, andığımız emirlerin geçtiği Bakara Suresi 282. ayetten alınmıştır.
Bakara Suresi 282. Ayet
Ey iman sahipleri! Belirli bir süre için birbirinize borç verdiğinizde onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borç altına giren kişi de onu kayda geçirtsin ve Rabbinden korksun da borcundan hiçbir şey eksiltmesin. Borç altına giren, aklı ermez yahut zayıf-çaresiz biri ise yahut yazdırmaya gücü yetmiyorsa, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun. Eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan bir erkek ve iki kadın gerekir. Bu kadınlardan biri şaşırırsa/unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir. Tanıklar, çağırıldıklarında çekimser davranmasınlar. Küçük veya büyük, borcu, süresine kadar yazmaktan üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah katında adalete daha yakın, tanıklık için daha sağlam, kuşkuya düşmemeniz için daha elverişlidir. Ancak aranızda döndürüp durduğunuz tamamen peşin bir ticaret sözkonusu ise onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Karşılıklı alış-veriş yaptığınızda da tanık bulundurun. Yazıcıya da tanığa da zarar verilmesin. Böyle bir şey yaparsanız bu, kendinize kötülük olur. Allah'tan korkun. Allah size öğretiyor. Allah, her şeyi en iyi biçimde bilendir. (Bakara, 282)
Adlin Kur'an ahlakında en önemli görünümü, "i'tidal" yani "dengeli olmak" ve orta yolu izlemektir.
"Kıst" ise adaletli davranmak, pay, miktar, ve rızık anlamındadır. Paylaşımın âdil yapılmasında araç olduğu için, klasik Arapça'da teraziye de kıst denmiştir. Kur'an da kıst sözcüğüyle, terazi ve ölçü anlamındaki sözcükleri birlikte kullanmaktadır. Yine Türkçe'de de kullanılan ölçüt anlamına gelen "kıstas" sözcüğü de "kıst" ile aynı köktendir. Kur'an, "kıstas" sözcüğünü kullanmakta ve onu "müstakîm" (dosdoğru, tam kıvamında) kelimesiyle nitelemektedir.
En'am Suresi 122. Ayet
Bir ölü iken kendisine hayat verdiğimiz, insanlar içinde yürümesi için kendisine bir ışık tuttuğumuz kişinin durumu, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamayan kişininki gibi olur mu? İşte böyle! Küfre sapanlara, yapmakta oldukları süslü-püslü gösterilmiştir. (En'am, 122)
Hûd Suresi 85. Ayet
"Ey toplumum! Ölçüyü ve tartıyı tam bir dürüstlükle yapın. İnsanların eşyalarını tırtıklamayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaşmayın." (Hûd, 85)
Enbîya Suresi 47. Ayet
Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız/adaleti terazilere koyacağız. Hiç kimseye zere kadar zulüm edilmeyecek. Hardal tanesi kadar birşey olsa onu ortaya getiririz. Hesapçılar olarak biz yeteriz! (Enbîya, 47)
İsrâ Suresi 35. Ayet
Ölçtüğünüz zaman tam ve dürüst ölçün. Hilesiz teraziyle tartın. Bu, hem hayırlı hem de sonuç bakımından güzeldir. (İsrâ, 35)
Şuarâ Suresi 182. Ayet
"Doğru-düzgün terazi ile tartın." (Şuarâ, 182)
Kıst sözcüğünün bütün türevlerinde, adîl ve ölçülü paylaşım, temel niteliktir. Nitekim bu kökten türeyen ve Türkçe'de, meşhur olduğu şekliyle yanlış kullanılan "ıktısat" (iktisad değil) de adalet üzere bölüşmek anlamında kullanılır. (Kaamus, kıst mad.)
Ekonomik oluşum ve gelişimi ifade için seçilen "ıktısat" (Dal veya Tâ ile değil, Tı ile) kelimesi de göstermektedir ki, islam düşüncesindeki temel ruhun benimsediği ekonomi, "toplumda adil paylaşımı esas alan bir zihniyet zeminine oturmaktadır.
İşin çıplak lügat yönü böyle olmakla birlikte, Kur'an, kıstı, adlin temel zemini üzerinde yükselen bir "özellikli adalet alanını" ifade için kullanmaktadır. Kur'an'ın sıralamasında önce adl alanı yani genel alan, ikinci sırada ise kıst alanı yani özel alan gelir.
Hucurât Suresi 9. Ayet
Müminlerden iki zümre çarpışırlarsa, onların aralarında hemen barışı kurun! Eğer onlardan biri öteki aleyhine sınır tanımazlık edip saldırırsa, azgınlık edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer vazgeçerse, yine ikisi arasını adalet ve dürüstlükle sulh edin. Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever. (Hucurât, 9)
Kur'an'ın kullanımına dayanarak diyebiliriz ki "adl", tüm insanlık hatta tüm varlık için işleyen "düzenleyici-ortak adalet" alanını, kıst ise belirli yükümlülükleri yerine getiren belirli konumdaki insanlar için işleyen bir "oranlayıcı" adalet alanını ifade etmektedir. İnsan hayatının devamı ve kıvamı için bu iki adalet alanının ikisi de zorunludur.
Hadîd Suresi 25. Ayet
Yemin olsun, biz, resullerimizi açık-seçik delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitap'ı ve ölçüyü de indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsunlar/adaletle doğrulsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için birçok yarar vardır. Allah bu sayede, kendisine ve resullerine, gayba inanarak kimin yardım edeceğini bilecektir. Allah Kavî'dir, Azîz'dir. (Hadîd, 25)
Birinci alan, "Herkes insan olarak sahip olması gerekenlere sahip olmalı", ikinci alan ise "Herkes ürettiklerine karşılık olacak olanlara sahip olmalı" şeklinde ifade edilebilir. Birinci alan, hilkatte, yani "yaradılışta kardeşliğin beliriş" alanıdır. Bu alandaki haklar, insanın haklarıdır. Falan veya filan nitelikleri taşıyan insanın değil.
İkinci alan ise konumda (statüde) eşitliğin hüküm sürdüğü alandır. Örneğin, tüm doktorlara, tüm avukatlara, tüm berberlere, tüm terzilere ilişkin haklar gibi...
